M. Ali Yıldırımtürk Zaman gazetesindeki Türkiye, geçen yıl dünyada büyüme rekoru kırdı. İşsizlik azalıyor. Bütçe ocak ayında da fazla verdi.
Merkez Bankası (MB), uyguladığı para politikası, enflasyonda mevsimsellik etkisiyle geçici yükselişler olsa da düşüş trendini sürdürmede kararlı görünüyor.
Buraya kadar her şey güzel. Hatta Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) gelenekselleştirdiği her ayın ilk günü değişik illerde açıkladığı ve Cumhuriyet tarihinin rekorlarının kırıldığı ihracat rakamlarıyla da keyifleniyoruz. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bir ay sonra ithalat rakamlarını açıkladığında, ithalattaki artış, sevincimizi kursağımızda bırakıyor.
Dış ticarette ihracat ile ithalat arasındaki artı veya eksi fark cari açığı ve fazlayı oluşturuyor. Genelde gayri safi milli hasılanın (GSMH) yüzde 5'i ülke ekonomisinin krize girmesi sınırı olarak belirtilir. Ancak geçen yıl ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 10'lar seviyesine çıktı. "Neden kriz olmadı?" sorusunun cevabı; yabancı yatırımcıların Türkiye'ye yönelmesiyle cari açığın sürdürülmesinde bir sıkıntı yaşanmamasından kaynaklanıyor.
Geçen yıldan beri iç ve dış ekonomi çevrelerinde cari açık konusu sürekli gündemde oldu. Cari açığın düşürülmesi konusunda bir dizi tedbirler alınarak artışın önüne geçildi. Yılın son aylarında cari açığın hız kestiği görüldü. Ekonomi yönetiminin cari açığın azaltılması konusunda yoğun çalışmaları iş dünyası ve ekonomi çevrelerince biliniyor.
2011 yılında yüzde 29,8 artışla 240,80 milyar dolara ulaşan ithalat ile ilgili tartışmaların devam etmesi üzerine, hafta içinde Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin 'ithalat haritasını' açıkladı. Bu konuda geniş bir sunum yapan Bakan Çağlayan, vatandaşa yerli mal alın, üreticiye de 'Ar-Ge ve Ür-Ge'ye ağırlık verin' mesajı verdi. Zafer Çağlayan, "Türk sanayisi, yaptığı ara ve yatırım malı ithalatını esas olarak iç pazara yönelik yaptığı üretimde kullanıyor." dedi. Temel amaçlarının 'yüksek katma değerli, yüksek teknolojili ürün grubuna yönelmek' olduğunun altını çizdi. Bunun yolunun da, teşvikten ve verilecek devlet desteğinden geçtiğini belirtti. Ayrıca haksız rekabeti önlemeyi amaçladıklarını söyleyen Bakan Çağlayan, "Üreticilerimizden bize bir talep gelmediği müddetçe, biz kendiliğimizden herhangi bir şekilde ithalatta koruma önlemleri üzerine girmeyiz." dedi.
Cari açığı azaltma konusunda iş dünyasına ve vatandaşa da görevler düşüyor. İş dünyasının kendi iş kolunda ithalatla ilgili olumsuzlukları dillendirmesi gerekiyor. Kısa vadeli kâr amaçlı ihtiyaç dışı yapılacak ithalat, içinde bulunduğumuz geminin tabanında delik açma anlamına geliyor. Araştırma ve geliştirmeye önem vererek ithal edilen ara malın bir kısmının içeride yapılmasını sağlamak ve gerekirse bu konuda hükümetin teşvik kapısını zorlamak gerekiyor. Üretimde katma değeri yüksek, hizmet sektöründe ise kalite ve müşteri memnuniyetini artırarak daha çok döviz girdisi sağlamayı amaçlamalıyız.
Bakan Çağlayan'ın da dediği gibi, vatandaşımızda ithal malın kaliteli olduğu düşüncesi hakim. Ancak içeride daha kaliteli üretilen malın, ithal olanını tercih etmek, cari açığa davetiye çıkarmaktır. Bu yerel yönetimlerin, ihtiyaçları olan makine ve teçhizat alımları için de geçerli. Cari açığın düşürülmesinde vatandaşa düşen görev ise gıda ürünleri başta olmak üzere daha birçok tüketimde, yerli malın tercih edilmesi, elektronik ürünlerde modanın değil, ihtiyacın ön planda tutulması ve bu konuda hassas davranmak olmalı. "Ben ülkeme ne kadar döviz kazandırıyorum? Ne kadar döviz harcanmasına sebep oluyorum?" sorusunun sorulması gerekiyor.
Kısacası cari açığın düşürülmesinde hükümet, iş dünyası ve vatandaşın yükümlülükleri oranında sorumlu olduğuna inanıyorum.
Yorumlar